Aşkım için ‘Arena’yı yıktım, ama sonra işin rengi değişti.
“Galatasaray yenildi moralim bozuk, hazır ordayken bi koşu gidip arenayı yakabilir misin?” dedi, arenayı yıktım.
Nasıl bir Spartaküs soyu, nasıl bir özgürlük savaşçısıymışım meğer. Yıkımdan sonra kalabalığı arkama aldığımı fark ettiğimde saat altıyı geçiyordu. Bir liderdim ve benden hedef bekleyen bir halkım vardı. Durun dedim, şimdi akşam trafiği vardır, biraz duralım öyle fethedelim bu yoz kenti, öyle dar edelim bu kahpe sokakları, zulüm edene, ezene, paranın uşaklarına! Bunları söylerken arkamdaki kalabalığa sağ yanımı döndüm, sağ kolum sol kolumdan daha kaslıydı her zaman. Tamam dediler, hemen ikna oldular. Beklemeye başladık.
Beklemeye başladıktan sonra, yiğitler, bacılar ellerindeki taşlarla sopalarla zaman zaman birbirlerinin yüzüne umut ve heyecanla bakıp, kavgaya hazır olduklarını deklare ediyorlardı cesaretle. Kimisi bir anda elindeki sopayı havaya kaldırıp güçlü bir nağra atıyor, ardından etrafındaki bir çok kişi ona karşılık veriyordu coşkuyla. Onlara baktım ve bu hareketin benim değil onların eseri olduğunu düşündüm. İçten içe ‘yok lan ben yaptım aslında ama şimdi öyle söylersem tarihe geçtiğimde ukala filan derler muhtemelen’ diye düşünmedim hiç. Has bir sevgi, gerçek bir kutsayıştı benimkisi bu cesur insanları.
Neden sonra haykırışlar yerini mırıltılara bıraktı. Beklemekten sıkılmaya başlamışlardı. Kimisi elindeki parke taşını yere koyup üstüne oturmuş sigara içiyor, kimisi Beşiktaş’ın bu seneki durumunu tartışıyordu artık; Beşiktaş bu sene kötü gidiyordu. Bazı yiğitler, bazı bacılardan telefon numarası istiyor, zaman zaman kız meselesinden dolayı taşlı sopalı arbedeler yaşanıyordu. Bir lider olarak biraz kaygılandım, hareketimiz hızını kaybediyordu. Saate baktım, saat altıyı yirmiüç geçiyordu. Trafik hala açılmamıştır dedim içinden endişeyle. Bir şeyler yapmalıydım. Artık gittikçe coşkusu azalıp, normal insan kalabalığına dönüşen cesur insanlardan oluşan kitleyi harekete geçirmeliydim. Devrim ateşini gönüllerde tekrar kıvılcımlandırmalıydım. Bir an durdum.
Tiyatro! Evet çözüm tiyatrodaydı yine. Toplumu eğlendirirken aynı zamanda bilinçlendirecek o kutsal sanat yine yardıma koşmuştu işte. Bir lider aynı zamanda bir tiyatro yönetmenidir, bunu biliyordum. Hemen önümde duran gözüme kestirdiğim güçlü kuvvetli bir dava kardeşimi yanıma çağırdım. Bir saniye der gibi bir hareket yaptı, kızla konuşuyordu. Yanına gittim, ya gel çok önemli bir şey söyliycem sana işim düştü dedim. Somurtarak yaklaşınca kalabalıktan biraz ilerde planımı anlattım. İstemeyerek de olsa kabul etti isminin Serpil olduğunu öğrendiğim bu güçlü adam…
Herkes izleyebilsin diye, arenadan arta kalan yüksekçe bir beton parçasının üstüne çıkıp oynamaya başladık. Serpil yazdığım senaryo gereği, sistemi ve baskıcı rejimi temsil ediyor, bense kitlelerin isyanının bir bedende simgeleştiriyordum. Amacım basitti, beklemekten yorulan karşımdaki bu kitleye, kahpe şehir İstanbul’un, kahpe trafiği bitinceye kadar isyan ruhunu tekrar kazandıracak zamanı gelince de onları kente yöneltecektim. Sistem, yani Serpil göstere göstere yavaşça mideme hafif bir yumruk vurdu. Dikkatlerini çekmiştik. Hafifçe sendeledim rol gereği. Yerde duran bir taş parçasını alarak “İşte bu taşlar gibi siz de kuma döneceksiniz!” diye bağırarak sisteme doğru hamle yaptım. Kulağına geldi. Sistem “Oy anam” diyerek kulağını tuttu, kanıyordu. Sistemin eli yine kana bulanmıştı işte. O anda izleyenlerden bir uğultu yükseldi, heyecan geri gelmişti. Ben gülümseyerek onlara bakarken Serpil burnumu kırdı; güçlü bir adamdı. Uzatmama gerek yok, sopanın kıralını yedim.
Bayılmışım. Ayıldığımda herkes gitmişti. Yağmur adeta gerçekleşmemiş bir düşün üzerine hayasızca yağıyordu. Az ilerideki duvarın önünde telefonla konuşan birini gördüm sonra. Emekleyerek yanına yaklaştım -Serpil dizlerimi kırmış olmalı- herkesin nereye gittiğini sordum genç adama. “Hayatım bi saniye” deyip telefonu vücuduna yapıştırdı. Anlattığına göre, sistem yani Serpil, beni dövdükten sonra kitlenin yeni lideri olmuş, herkesi toplayıp Nevizade’ye bira içmeye götürmüştü. “Sen niye gitmedin?” dedim, telefonu gösterip “İnce işşş!” diyerek konuşmasına devam etti.
Kırılmıştım, ve halka olan inancımı yitirmiştim. Emekleyerek uzaklaşırken, arkamdan gelen “Valla olmaz sen kapa!” sesini hayal meyal duyuyordum. Metro istasyonu fazla uzak değildi…
14 Notes/ Hide
-
siminya liked this
-
burakcambel liked this
-
elkeschmitter liked this
-
yukentacdis liked this
-
tozcini liked this
-
sehri liked this
-
femmefauxx liked this
-
cheepy13 liked this
-
duygusalsomuruk liked this
-
brownielicheesecake liked this
-
ciziksidi liked this
-
mervemayis liked this
-
evrimguvenc posted this
