EVRİM GÜVENÇ

Mar 30

Tuğumdu.

Oturdum sana şiir yazıyorummuştumduğu
Oturduğummuşluğuma dair konuşuyorummuştuktuğu, orda
Dedindiydinizler ki “Her demde mai midir bu sonbahar?”
Dediydimdi ki “Ah benim cancağızım ben derinden ağnamam” demiştimdi, galiba.

Yine aynı böyle çocuk iken küşükmüştüğümdü
Çocuk olunca hep küçük mü olunuyormuştuyduğunuzdu, neyse,
Sana asıl ben neyden bahsedecektimdiğiydi asıl
Şimdi unuttum. Muştumduğuyduk.

Mar 10

Ayranı döktüm, ondan.

İlk ayrıldığımda 9 yaşımdaydım. 24 yıl boyunca unutmadım. Şimdi düşünüyorum da, düşünmüyorum. O zaman düşünürdüm.

Şu an herhangi birinden ayrılmamama rağmen bir ayrılık yazısı yazmaya karar verdim. Sana şu anda yaşadığım evi tarif edeyim önce zira bu ayrılık yazısını yazabilmeme olanak veren atmosferi bilmeye hakkın var.

Evim 1 oda… O kadar. 1 oda. Arkadaş arasında “Eheheh sıçarken çorba karıştırabiliyorsun :)))))))))))” diye mizahi öğelerle süsleyerek anlattığım, bildiğin mutfağa açılan bir banyom var. Banyoya sıçıyorum evet. Olağan.

Banyoda böcek var. Sümüklü böcek. Adı ne bilmiyorum. Kabuğu olmayanlara ne deniyor? Ne haltsa. Bir de çok bacaklı uzun ince tuhaf bi hayvanat mevzu bahis. ‘Bir’ dediğime bakma, çoklar. Nemi seviyorlar sanırım. Ö’nemli değil.

Bu evi anlatmadan önce sana bu evi nasıl tuttuğumu anlatayım. Bu evi parayla tuttum. Dur ama önce parayı nerden bulduğumu anlatayım. 

Ben köyde büyüdüm. Babam ilkokul öğretmeniydi. Şimdi gerçi emekli oldu ama benim burda duygusal yapıyı desteklemem için öyle kalmasında fayda var. İlkokul öğretmeni bir babanız varsa siz de çok iyi bilirsiniz ki, köyde en yakın dere kenarına bisikletle gidip 31 çekersiniz. Tüm ilkokul öğretmeni babası olan çocuklar bilirler bunu… Umarım.

Standart bir gündü; bisikletimle dere kenarında gidip 31 çekmeye sabah kahvaltımı ederken karar vermiştim. Dur ama kahvaltımı etmeden önce sana köydeki evi anlatayım.

Köydeki evimiz çoktu. Birden fazla. İki kadar. Üç. Önce caminin hemen ilerisinde (babası ilkokul öğretmeni olanlar elbette bilirler) briketten yapılma bir terası olan o kiralık evde oturduk. Sonra oraya Alev’ler taşındı. Alev’le o terasta 5 yaşımda yaşadığım deneyimi ablamlar izledi. Ablam anneme anlattı. Alev ertesi gün beni Caminin bahçesindeki eve çağırmaya geldi. Gitmedim.

Alev’i bir daha görmedim.

Dur ama sana önce üniversiteyi nasıl kazandığımı anlatayım.

Çok çalıştım. Her testi iki üç kere çözdüm. Her testi iki üç kere çözerken, kafamın içinde minicik bir noktada bir hareket oldu. Babama “Ben Perşembe günü öleceğim” dedim. Babam Perşembe günü öleceğime inanmadı. Ölmedim.

Babam haklı, çünkü ilk ayrıldığımda 9 yaşımdaydım. 24 yıl boyunca unutmadım. Şimdi düşünüyorum da, sana bir şey anlattım.

Feb 13

Jan 18

Acıyla Karşılaşma

Acıyla bir Cumartesi gecesi henüz Pazara 2 saat varken, havanın kışa rağmen ılıklığını fırsat bilerek dışarıda oturduğum Nevizade sokağında rastladım. Acı iki kişiydi. Bir yarısı bedeninin bütün topoğrafyasını vaktiyle bilinmedik dünyalara açılan atlasmışcasına keşfettiğim zarif bir kadın, diğer yarısı ise şimdi o atlası kollarının arasında belirgin bir mutlulukla taşıyan bir erkek. Acının önümden geçtiğini fark ettiğimde, 3. birayı içiyordum. Masanın, önümden hararetli biçimde geçip giden kalabalığa dönük oturduğum taburesinde, bir çekirge, bir güve, bir patates böceği ve latince isimli bir başkasının vızıldamalarını dinliyordum. Belki de Brautigan’ın böyle bir anda, benimki gibi birayla ıslanmış bıyıklarının altından, o tumturaklı benzetmelerinden hangisini masaya püskürteceğini hayal ettim. Size söylüyorum, 3. biradaydım ve tam olarak ne düşündüğümü gerçekten bilmiyorum.

Hayatın şimdiden; yani o masada, bahsettiğim böcek familyasının arasında oturduğum andan iki hafta öncesinde, yaptığım seçimlerin beni acının kadın olan yarısıyla, hiç ummadığım bir anda (ihtimal dışı bir rastlantıyla) karşılaştıracağını bilemezdim. Ben yalnızca, işten eve dönüş güzergahımı, daha önce ödünç verdiğim bir kaç CD’ye tekrar sahip olmak -ve belki uzun zaman boyunca görmediğim bir dostu görmek- amacıyla biraz değiştirmiştim. Ancak hayat bazen söyleyeceklerini söyler yalnızca, sizin günlük yaşamınızdaki miktarı “biraz” olan değişikliklerle ilgilenmez. Eğer hayal gücünüz varsa hayatın söylediklerini anlarsınız, yoksa nasıl olup da o an orada durduğunuzu düşünür, bunu sağlayan tüm ayrıntıları gözden geçirirsiniz.

Ne yazık ki hayal gücüm yoktu ve hayatın karşısında tam bir salak gibi dikilip bağırdım;

- NE DEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMIYORUM!

Hayat salaklara ilgisiz bir orospuçocuğuydu…

16-03-2005

Görselin orjinali için: http://illustwriter.deviantart.com/gallery/#/d255gxb

Nov 24